29 Ekim 2018 Pazartesi

GYULA MÉSZÁROS’UN 1908 YILI RAPORUNA GÖRE ÇUVAŞLAR ÜZERİNE TESPİTLER*

GYULA MÉSZÁROS’UN 1908 YILI RAPORUNA GÖRE
ÇUVAŞLAR ÜZERİNE TESPİTLER*
Bülent BAYRAM**








Giriş:
Türkoloji tarihinde Macar bilim adamlarının alana yaptıkları katkı; amaç,
yöntem, elde edilen sonuçlar bakımından oldukça önemlidir. Macarların Türk
tarihi, dili, edebiyatı ve folkloruna gösterdikleri ilginin sadece oryantalist bir
bakış açısının sonucu olmaması bu çalışmaların daha farklı bir değer görmesine
neden olmuştur. Macarların köklerini araştıran Macar bilim adamları için
Türklerin tarihi, dili, edebiyatı, folkloru özel bir yer işgal etmekteydi. Ural-Altay
teorisi çerçevesinde Türkler ile dil akrabalığı söz konusu edilen Macarlar,
Türk ve Macar toplulukları arasındaki çalışmaları sağlam bir zemine oturtabilmek
için özellikle dil ve tarih alanında çok sayıda araştırma yapmışlar, çalışmalarında
Çuvaşlara da özel bir önem vermişlerdir. Dil ve etnik ilişkilerin
yoğun olduğu İdil-Ural bölgesinin Türk ve Fin-Ugor halklarına, bunlar arasında
da özellikle Çuvaşlara ayrı bir önem veren bilim adamları arasında, Gyula
Mészáros en dikkat çekenlerden biridir.1
1 1883 yılında Macaristan’da Szakcs’ta doğan ve 1957’de New York’ta ölen Mészáros folklor, etnoloji, müzecilik alanlarında çalışmalar yapmış önemli Macar Türkologlarından birisidir. 1904 yılında İstanbul’a gelerek Türkiye Türkçesini de öğrenen Mészáros bunun ardından 1906-1907 yıllarında İdil boylarına düzenlediği bilimsel seyahatlerde Orta İdil bölgesinde Çuvaşlar ve Tatarlar arasında; 1909 yılında Başkurdistan’da folklor derlemeleri yapmıştır. 1910 yılında tekrar Türkiye’ye gelip burada da folklor üzerine çalışır. (Dimitriyeva-Agyagasi 2001: 49-50)

Mészáros, İdil-Ural bölgesinde derlediği malzemelerle bölgedeki halkların
dili, etnografyası, folkloru, dinî inançları konusunda yapılan çalışmalar
için zengin bir hazineyi araştırmacıların hizmetine sunmuştur. Genel olarak,
halk bilimi araştırmaları için derlenen malzemelerin yanında farklı amaçlarla
yazılmış pek çok eser bizlere kaynaklık etmektedir. Mészáros’un bu anlamda
özellikle Çuvaş halk bilimi çalışmalarına katkısının daha fazla olduğunu
belirtmek gerekir. Zaman zaman halk bilimi araştırmacılarının derlemeleri
yanında seyahat notları, çeşitli raporlar, günlükler vb. çok sayıda kaynak da
halk bilimi çalışmaları için önemli bilgiler vermektedir. Araştırmacıların, saf
halk bilimi malzemelerinin dışında, çalışmaları hakkında yazdıkları raporlar,
notlar, günlükler de metinlerin farklı bakış açılarıyla değerlendirilmesinde
önemli bir rol üstlenmektedir. Bu anlamda Çuvaşların geleneksel dinî inançları,
halk edebiyatı, etnografyası üzerine zengin ve orijinal derleme çalışmaları
yapan Mészáros’un derleme çalışmaları hakkında hazırlamış olduğu rapor da
dikkat çekmektedir. Mészáros, Rusya’da Çuvaşların yaşadığı coğrafyada yaptığı
alan araştırmasının ardından Macar Bilimler Akademisinde bazı hususların
altını çizmiştir. Mészáros’un bu notları sadece derlediği metinlerin daha
objektif değerlendirilmesine sağladığı imkân dışında dönemin farklı noktalarına
da ışık tutacak niteliktedir. Çünkü bu kısa raporda, kendisi Çuvaşlar arasında
gerçekleştirdiği alan araştırması sırasında onların farklı ilişkilerine ve
davranışlarına dair önemli notlar düşmektedir. Rusya dışından gelen pek çok
araştırmacının eserleri gibi dışarıdan yapılan bu gözlemler; tarih, dinler tarihi,
halk psikolojisi vb. birçok konuda önemli malzemeler sunmaktadır. Konulara
farklı bir bakış açısıyla yaklaşabilmeye de imkân vermektedir.

Gy. Mészáros ve Çuvaşlarla İlgili Çalışmaları
Gy. Mészáros’un Çuvaşlarla ilişkili olarak kaleme aldığı dört yayını bulunmaktadır.
Bunlar Orta İdil bölgesindeki derleme çalışmalarını tamamladıktan
sonra Macaristan Bilimler Akademisinde sunduğu
“Csuvasok és tatárok között a Volga-vidéken (İdil Çevresinde Çuvaşlar ve Tatarlar Arasında)” başlıklı, makalemize de konu olan rapor (Mészáros 1908); Orta İdil’de Çuvaşlardan
yaptığı derlemelerini yayımladığı Csuvas népköltési gyűjtemény. I. A csuvas
ősvallás emlékei (Çuvaş Halk Edebiyatı Derlemesi. I. Eski Çuvaş Dininin Hatıraları)
(Mészáros 1909) ve Csuvas népköltési gyűjtemény. II. Közmondások,
találósmondások, dalok, mesék (Çuvaş Halk Edebiyatı Derlemesi. II. Atasözleri,
Bilmeceler, Türküler, Masallar) kitapları (Mészáros 1912) ile Macarlardaki
csök adı verilen geleneği Çuvaşlardaki çük geleneği ile de karşılaştırdığı
“A csök (Çök)” adlı makalesidir (Mészáros 1915).
Mészáros’un çalışmaları yayımlandığı dönemden itibaren Rusya’da da
büyük bir ilgiyle karşılanmıştır. Makalemizin konusunu aldığı Csuvasok és
tatárok között a Volga-vidéken başlıklı raporu Macaristan’da yayımlanışının
ardından Rusya’da da Otçet çlena Vengerskogo Komiteta o Poyezdke k Çuvaşam
i Privoljskim Tataram (Macar Komitesi Üyesinin İdil Çevresi Tatarlarına
ve Çuvaşlarına Gezisi Hakkında Rapor) başlığıyla yayımlanmıştır (Mészáros
1909). Rusça tercümenin Macarca orijinalini tam olarak yansıtmadığı yapılan
karşılaştırmada görülmektedir. Zaman zaman kısaltmaların ve değişikliklerin
olduğu dikkat çekmektedir. Bu sebeple metnin orijinali üzerine yapılacak
olan değerlendirmeler daha önemli hâle gelmektedir. Y. Dimitriyeva ve V. D.
Dimitriyev’in aşağıdaki paragrafta ele alınan çevirilerine yazdıkları ön sözde
belirttikleri hususlar bu anlamda dikkat çekicidir. Çünkü Rusça çevirinin söz konusu
raporun çevirisi olduğu notu düşülmüştür. Hâlbuki hacim ve içerik bakımından
önemli farklılıklar bulunmaktadır. (Dimitriyeva-Dimitriyev 2000: 5)
Onun, Çuvaşların geleneksel inançları ile ilgili önemli malzemeleri içeren
Csuvas népköltési gyűjtemény. I. A csuvas ősvallás emlékei adlı kitabı hakkında
A. İ. Emelyanov tarafından yazılan değerlendirme yazısı da 1913 yılında
Kazan’da yayımlanmıştır (Emelyanov 1913). Emelyanov’un değerlendirme
yazısı ile tanıttığı Mészáros’un söz konusu eseri 2000 yılında Rusçaya tercü-
me edilmiş ve yayımlanmıştır. Eserin çeviri kısmından önce Y. Dimitriyeva
ve V. D. Dimitrirev’in “Ob Avtore i Ego Trudah (Yazar ve Eserleri Hakkında)”
başlıklı bölümde Mészáros ve eserleri hakkında da bilgiler verilmiştir.
(Mészáros 2000)
Elbette o ve eserleri hakkında Rusya’da kaleme alınmış veya onlar hakkında
söz söylenen çalışmalar yukarıda sıralananlardan ibaret değildir. Onun
eserleri, özellikle de derlemeleri Çuvaş halk edebiyatı araştırmalarında, metin
yayınlarında Rusyalı araştırmacılar için de hâlen temel kaynaklardan birisi
durumundadır. Sadece halk edebiyatı değil dil, halk kültürü, dinler tarihi, etnografya
gibi alanlarda çalışan pek çok bilim adamı onun eserlerini kullanmıştır.
Bu durum onun derlemelerinin orijinalliğinden ve zenginliğinden kaynaklanmaktadır.
Makalenin ana malzemesini Mészáros’un Csuvasok és tatárok között a
Volga-vidéken adındaki raporu oluşturmaktadır. Mészáros, derleme çalışmalarını
yayımlamadan önce bilimsel gezilerini tamamlayıp Budapeşte’ye dönü-
şünün ardından derleme çalışmalarıyla ilgili hazırladığı bu raporu 25 Mayıs
1908 tarihinde Macar Bilimler Akademisinin toplantısında okur. Bu rapor aynı
yıl Ethnographia dergisinde yayımlanır. (Mészáros 1908)
Bu çalışmada söz konusu rapor, özellikle 20. yüzyıl başında Çuvaşların
diğer etnik ve dinî gruplarla ilişkileri, psikolojileri bağlamında bir analize tabi
tutulacaktır. Bu analiz esnasında konuyu dağıtmamak kaydıyla dönemle ilgili
bilgiler veren başka kaynaklara da atıfta bulunulacaktır. Ancak 19. yüzyıl
sonu 20. yüzyıl başında Çuvaşların sosyal, dinî hayatları, folkloru vb. ko-
nularda yazılmış eserlerin çokluğu dikkate alındığında kaynaklar arasından
ancak bazıları seçilerek karşılaştırma maksadıyla kullanılacaktır. Söz konusu
rapor bu bakış açısıyla değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bu rapor daha önce
bahsedildiği üzere Rusya’da yayımlanmıştır. Aynı zamanda Csuvas népköltési
gyűjtemény. I. A csuvas ősvallás emlékei adlı eserin Rusça çevirisinde yazı ile
ilgili bazı değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ancak bize göre üzerinde daha
fazla durulması gereken bilgiler içermektedir. Bu açıdan raporun yeni verilerle
yeni bir değerlendirmesinin yapılması gerektiği düşünülmüştür.
Mészáros’un Çuvaşlar Üzerine Notları
Mészáros, Rusya’nın günümüz idari taksimatına göre Tataristan ve Çuvaşistan
Cumhuriyetleri ile Ulyanovsk Eyaleti'nin sınırları içerisinde kalan
Çuvaş yerleşim birimlerinde derlemeler yapmıştır. Tayapa (Таяпа/Тайба-
Таушево), Ulhaş (Улхаш), Viş́
pürt (Виҫпӳрт), Vombukassi (Вомпукасси),
Pısĭk Karaçora (Пысӑк Карачора), Çantĭr (Чантӑр), Poşkĭrt (Пошкӑрт), Ş́n
Elpuş́ (Çĕн Элпуç), Kiv Çakĭ (Кив Чакӑ)2 onun derlemelerinin merkezinde
yer alan Çuvaş yerleşim birimleridir. Elbette dönemin idari taksimatında da
bazı değişiklikler olmuştur. Özellikle Sovyetler Birliği döneminde Tataristan
ve Çuvaşistan Özerk Cumhuriyetleri’nin kurulması ve sınırların yeniden belirlenmesi
ile bu değişiklikler ortaya çıkmıştır. Mészáros’un derlemelerini yaptığı
dönemle karşılaştırıldığında Çuvaşların yaşadığı coğrafyanın günümüzde
idari bakımdan farklılaştığı görülmektedir. Ancak bu konu makalemizin kapsamı
dışında olduğu için tarafımızdan ele alınmayacaktır. Mészáros, Çuvaşlar
için geniş sayılabilecek bu coğrafyada hem Anatri (Aşağı) Çuvaşlar, hem de
Viryal (Yukarı) Çuvaşlardan derlemeler yapmıştır.
 Bu yerleşim birimleri ile ilgili açıklamalar Yu. Dimitriyeva-V. D. Dimitriyev tarafından Csuvas népköltési gyűjtemény. I. A csuvas ősvallás emlékei adlı eserin Rusça çevirisinin (Памятники Старой Чувашской Веры) girişinde yapılmıştır.
Bu bilgileri kısaca vermek coğrafyanın eski ve günümüzdeki idari taksimatının kavranılması

için yararlı olacaktır.
Tayapa (Таяпа/Тайба-Таушево); Simbir vilayetinin Simbir Uyezdinin Bolşetarhan volostuna

bağlı Tayba Tauşevo köyüdür. Günümüzde ise Tataristan Cumhuriyeti’nin Tetyuş ilçesine bağlıdır. Ulhaş (Улхаш); Simbir vilayetinin Simbir uyezdinin Verhnetimersyan nahiyesinin Sredniye Algaşi (Çıvaşkassi) köyüdür. Tamamı pagan olan köy günümüzde Ulyanovsk oblastının Tsilninsk rayonuna bağlı Sredniye Algaşi köyüdür.
Viş́
pürt (Виҫпӳрт); Kazan vilayetinin Tsivilsk uyezdinin Koşelevsk volostuna bağlı Baybahtino köyüdür. Günümüzde ise Çuvaş Cumhuriyeti’nin Komsomolsk ilçesinin Baybahtino köyüdür. Vombukassi (Вомпукасси); Kazan vilayetinin Çeboksarı uyezdinin Çeboksarı nahiyesinin Algeşevo köyüdür. Günümüzde Çuvaş Cumhuriyeti’nin Çeboksarı ilçesinin Vombukassi/Alkeş köyüdür.
Pısĭk Karaçora (Пысйк Карачора); Kazan vilayetinin Çeboksarı uyezdinin 
Bolşoye Karaçurino köyüdür. Günümüzde Çuvaş Cumhuriyeti’nin Çeboksarı ilçesinin Bolşiye Karaçura (Karaçura)
köyüdür.
Çantĭr (Чантӑр); 1795 yılında Kazan vilayetinin Kozmodemyansk uyezdine bağlı olan ve Çandrova,

Sredniy Çandrov ve Nihnij Çandrov olmak üzere üç parçadan oluşan köydür. Günümüzde Çeboksarı şehrine bağlı Çandrovo köyüdür. Mészáros’un makalemize konu olan raporunun Rusça çevirisinde onun “Artık Mari etkisinin fark edildiği Çander’de iki hafta kaldım.” ifadesinde belirttiği yer haritada Sundır’dır. Kozmodemyansk uyezdinin Sundır volostuna, 1907 yılına ait rehberinden anlaşıldığına göre Bolşoy Sundır ve Malıy Sundır girmektedir. Bu iki yerleşim biriminin bir zamanlar Çantır, mahallelerin ise Turikası ve İşterekkası/Sundır olarak adlandırılıp adlandırılmadığına dair hiçbir iz yoktur.
Poşkĭrt (Пошкӑрт); Kazan vilayetinin Kozmodemyansk uyezdinin 
Malokaraçkin nahiyesinin Maloye Karaçkino köyünün Poşkarda mahallesidir. Günümüzde Çuvaş Cumhuriyeti’nin Yadrin ilçesinin Maloye Karaçkino (Puşkĭrt) köyünün bir parçası olarak görülmektedir.
ş́
ı̇n Elpuş́  (Çĕн Элпуç); Kazan vilayetinin Tsivilsk uyezdinin Aldiarov Arhangel-Yantikov köyüdür. Kin Elpuş́şeklinde adlandırılmıştır. Günümüzde Çuvaş Cumhuriyeti’nin Yantikov rayonuna bağlı Urazkası köyüdür.
Kiv Çakĭ (Кив Чакӑ); Simbir vilayetinin Buva 
uyezdinin Gorodişen nahiyesinin Staroye Çekurskoye köyüdür. Günümüzde ise Tataristan Cumhuriyeti’ne bağlı Drojjanov rayonuna bağlıdır (bk. Dimitriyeva-Dimitriyev 2000: 12-14).
Hem Marilerle hem de Tatarlarla kültürel anlamda yakın temasta bulunan Çuvaşlar arasında derlemeler yapmış, gözlemelerde bulunmuştur. Mészáros, bu bilimsel araştırma gezisine
Uluslararası Orta ve Doğu Asya Derneği Macar Komisyonunun görevlendirmesiyle
çıkmıştır. Sözlük malzemesi toplamak, Çuvaş dili ve etnografyası
üzerine derlemeler yapmak üzere çıktığı gezide çalışmanın kapsamını zaman
zaman Tatarlara doğru da genişletmiştir. Mészáros, bu raporunda aslında daha
sonra iki cilt hâlinde yayımlayacağı eserinin oluşturulması için yapılan çalışmalarla
ilgili süreci ayrıntılı bir şekilde bize sunmuştur. Bu rapor derinlemesine
incelendiğinde bize Çuvaş folkloru hakkında çok önemli bilgiler
verdiği görülmektedir. Raporda onun çalışma yöntemi, derleme yaptığı yerlerdeki
Çuvaşların ve Tatarların genel özellikleri ve bu toplulukların Ruslarla
olan münasebetleri yansıtılmıştır. Tarafımızdan Türkçe olarak yayımlanan bir
makalede (Bayram 2012) Macar bilim adamlarının Çuvaş folkloru üzerine
yapmış oldukları çalışmalar analitik olarak değerlendirilmişse de Mészáros’a
ilişkin bilgiler kapsamlı bir şekilde ilk defa burada ele alınacaktır.
Mészáros, söz konusu raporunda, çalışmada izlediği yöntem, çalışma için
yaptığı hazırlıklar ve çalışmanın amaçları, ulaştığı neticeler bakımından oldukça
önemli konulara temas etmiştir.
Mészáros’un alan araştırmasına başlamadan önce ilk olarak çalışma yapacağı
bölgenin dillerini öğrenmek konusunda yaptığı ön hazırlık dikkat çeker.
Derleme yapacağı Çuvaşça ve Tatarca yanında bölgenin resmî dili olan Rusçayı
da geliştirmek maksadıyla 1906 yılında gittiği Kazan’da bir süre kalır.
Mészáros’un çalışmasının temelini Çuvaşlar oluştursa da o bu çalışmalarına
yardımcı olacak malzemeleri derlemek amacıyla bölgedeki diğer halklardan
da derlemeler yapmış ve gözlemlerde bulunmuştur. Özellikle Tatarlar
arasında yaptığı derleme çalışmalarının amacını “Orada bilimsel menfaatler
açısından birçok durumda çalışmalarımı Kazan Tatarlarının diline ve geleneklerine
doğru yaymam kaçınılmaz oldu.” cümleleriyle açıklamaktadır. Ona
göre bu durum kaçınılmazdır. Her iki halkın kültürünün anlaşılmasında biri
diğeri için kilit bir rol üstlenmektedir. Çünkü her iki halk akraba olmanın yanı
sıra yüzlerce yıldır birlikte yaşamaktadır. Bu akrabalık ve birliktelik her iki
halkın diline ve kültürüne damgasını vurmuştur. (Mészáros 1908: 227)
Mészáros’un dikkat çektiği bu konu bölgedeki halklarla ilgili olarak yapı-
lacak çalışmalar için oldukça önemlidir. Gerçekten de Tatarlar ve Çuvaşlarla
hatta bölgenin diğer toplulukları ile ilgili olarak yapılacak herhangi bir çalış-
mada sorunların çözümünde karşılıklı bir bağımlılık ve ilişkiden söz etmek
mümkündür. Dil, folklor, halk inanışları, tarih vb. alanlarda yapılacak çalış-
malarda bölgede yaşayan halklara bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmak sorunların
çözümünde zorunludur. Bu düşünceden yola çıkarak Mészáros önce-
likle, Kazan’ın 75 verst3 kuzeydoğusunda yer alan Tatar köyü Tüben Korşa’ya
gider ve burada bir buçuk ay kalır. Bu bölgedeki Tatarların batıl inançları ve
halk şiiri malzemelerini derler. Mészáros, Tatarların ve Çuvaşların kendisine
yaklaşımlarını da gözlemlemiş ve bunları raporuna şu şekilde yansıtmıştır:
Tatar insanı eğer kişi onun dilinde hitap ediyorsa gerçekten konuşkan ve
dost eğilimli. Bana her türlü çekinceden uzak geldiler, çok defa da davet etmeden
geldiler. Temiz bir merakla onlara sorduğum her şeyi anlattılar. Masalları,
türküleri ve efsaneleri dinledim; bütün bunları kaydetmeye sıra geldiğinde
kalem ve kâğıt karşısında itirazda bulunmadılar. Çuvaşlarda ise çok defa kü-
çük verilerin alınmasında ya da halk şiiri kaydında halk içine kapanık olduğu
için binlerce desise ortaya çıktı. (Mészáros 1908: 227)

Mészáros’un Tatarlarla ilgili bu notları bölgenin iki büyük etnik grubunun psikolojisinin karşılaştırılması için de önemlidir.
Mészáros, ileride de görüleceği üzere Tatarların derleme konusunda Çuvaşlardan daha açık olduklarına dikkat çekmektedir.
Çuvaşların içine kapanık ve utangaç tavırları başka gözlemcilerin de dikkatini çekmiştir.
Örneğin Adolph Erman da 19. yüzyılın ilk yarısındaki seyahatine ait notlarda Çuvaşlarla ilgili olarak benzer ifadelere yer vermiştir (bk. Güzel 2014).
Ancak Mészáros, Tatarlar konusuna raporunda çok fazla yer vermemiştir. Tatarlardan yapılan derlemelerinin ardından alan araştırmalarının Çuvaşlar kısmına geçmiştir.
Çuvaşlar arasındaki ilk durağı Anatri Çuvaşlarının yoğun olarak bulunduğu
Simbir bölgesidir. Simbir vilayetinin kuzey tarafına Tayapa Tauşevo (Таяпа
Таушево) adlı Çuvaş köyüne geçer. Burada Mészáros’un dikkatini asıl çeken
konu Çuvaşların pagan4 inançlarıdır. Geldiği bu bölge 30-40 yıl önce Hristiyanlığı
kabul etmiş Çuvaşların yaşadığı köylerdir. Bu tür yerleri genellikle daha
sonra ziyaret edeceği Viryal Çuvaşlarıyla karşılaştıran Mészáros, bunların dillerini,
kültürlerini ve inançlarını çok daha iyi koruduklarını, aynı zamanda Ruslaşmanın
da çok daha az olduğunu sık sık dile getirmiştir. Zaman zaman yazılı
kaynaklardan elde ettiği bilgilere de göndermeler yapmaktadır. Gitmiş olduğu
bu bölge, Çuvaşların siyasi, kültürel ve dinî tarihinde Kiril harflerine dayalı
Çuvaş alfabesinin oluşturulması, Simbir’de Çuvaş Öğretmen Okulununun kurulması,
Çuvaş öğretmen, sanatçı, edebiyatçılarının yetiştirilmesi, Çuvaşlar arasında
Hristiyanlığın yayılması gibi birçok konuda yapmış olduğu çalışmalarla
önemli bir konumda bulunan İ. Ya. Yakovlev’in memleketi olması açısından da
önemlidir. Yakovlev’in bu bölgede dünyaya geldiğini de zikreden yazar, onun
bu bölgenin temiz Çuvaşçasını güzel bir şekilde işleyerek edebî dile dönüştürdüğünü
ifade eder. (Mészáros 1908: 227-228)
3 Verst; 1,06 kilometreye tekabül eden Rus uzunluk ölçüsü birimi.
4 “Pagan Çuvaşlar” adlandırmasıyla, yaşadıkları bölgenin kitabi dinleri İslam ve Hristiyanlığı kabul etmeyip geleneksel inançlarını devam ettiren Çuvaşlar kastedilmektedir. Bunlar, Ruslar tarafından “yazıçnik”, Tatarlar tarafından da “mejusi” olarak adlandırılmaktadırlar. Özellikle Anatri Çuvaşları arasında günümüze kadar bu geleneksel dinî inançlarını yaşatan köyler bulunmaktadır.
Mészáros’un, ziyaret ettiği bölgelerde dikkatini tek çeken şey odaklandığı
dil ya da folklor malzemeleri değildir. Bölgenin coğrafi özelliklerine de dikkat
çekmektedir. Bu bakımdan Anatri Çuvaş bölgesinin Viryal bölgesinden coğ-
rafi olarak farklı olduğunun altını çizer. Kültürün oluşumunda önemli etkenlerden
birisinin yaşanılan çevre olduğunu bilen yazar, bu ayrıntıları notlarında
dikkatinden kaçırmamıştır. Bu durum onun dikkatini fazlasıyla çekmiş olmalı
ki bölgenin tabii özelliklerini de şu şekilde verir:
Güney Çuvaş dil alanı düz ve ovalık bir yer. Orada yeşil ekinli tarlalar,
otlaklar uzanıp gidiyor. Orada burada küçük, ahşaptan yapılmış evlerden
oluşan köy, yer yer kayın ormanı… Serbestçe her yerde sıcak, yakıcı güneş
yani doğu halklarının en eski putu sıcağını yayıyor. Sonsuza uzanan düz boş-
luklar saf, temiz ufuk; halkın ruhu da buna benziyor. Dürüst, temiz, samimi.
(Mészáros 1908: 228)
Anatri Çuvaşlar, Mészáros tarafından Viryal Çuvaşlarla karşılaştırıldığında
halk türküleri bakımından da daha zengin olarak tasvir edilir. Aslında bu
durum günümüze kadar da devam etmektedir. Günümüzde pagan inançları-
nı Hristiyanlık ve İslam gibi kitabi ve güçlü dinlere karşı hâlen muhafaza
edenler Anatri Çuvaşlardır. Bunlar aynı zamanda dillerini ve kültürlerini de
diğer Çuvaşlara göre daha fazla korumuşlardır. Ruslaşmanın da en azından diğer
Çuvaş gruplarına göre Anatriler arasında daha yavaş olduğunu söylemek
mümkündür. Bu anlamda Mészáros’un tespitleri hâlen geçerlidir.
Mészáros’un raporlarında dikkat çeken önemli noktalardan birisi de dil
yönünden olduğu kadar inanç yönünden de arkaik unsurların bu bölgede korunduğudur.
Misyonerlik çalışmalarının hâlen tam anlamıyla başarılı olamadığı,
geleneksel dinî inançların Hristiyanlık karşısında direndiği de onun tarafından
şu ifadelerle dile getirilmektedir:
Tek Çuvaş Tanrısı “Turı”ya ak at ya da ak koç sundukları, kızarmış yüz
ve tatlı dille ondan hayır dua ve sağlık istedikleri, halkın daha iyi, daha temiz
kalpli olduğu, Rus papazının haraç toplamadığı, henüz samagon içmedikleri,
kısacası ari medeniyetin henüz onları ele geçirmediği yakın dönemdeki
eski hatıralarını daha fazla korudular. Güney Çuvaş insanı bu zamanlara geri
dönmeyi her zaman istiyor. Gerçi burada büyük bir çoğunluk Hristiyan, ancak
buna rağmen eski pagan kurban sunma törenleri hâlâ biliniyor. (Mészáros
1908: 228)
Mészáros’un verdiği yukarıdaki bilgiler bugüne kadar önemini muhafaza
etmektedir. Anatri Çuvaş bölgesinde hâlen Hristiyanlığı kabul etmeyip geleneksel
dinî inançlarını muhafaza eden gruplar adacıklar hâlinde varlığını sürdürmektedir.Ancak
ilerleyen satırlarda görüleceği üzere geleneksel inançların
Hristiyanlık karşısında her geçen gün zayıfladığı da gözlerden kaçmamaktadır.
Mészáros’un dikkat çektiği bir başka husus da Anatrilerin türkü söyleme-
ye olan düşkünlükleridir. İş ve eğlence esnasında her zaman türkülerin söylendiğini;
Çuvaşların ruhundaki en küçük bir düşünmenin, benzetmenin, kızların
bir bakışının bile türküye dönüştüğünü belirtmektedir. Mészáros, bu konudaki
açıklamalarıyla türkülerin icra ortamları hakkında da bilgi vermektedir. Özellikle
dört dizelik türkülerin zenginliğine ve bunların Türk şiirindeki maniye
olan benzerliğine dikkat çeker. Türkülerin zaman içinde kaybolduğu ve konu
ile ilgilenenlerin bu malzemeleri derlemeleri için acele etmelerinin gerekliliği
de onun tarafından dile getirilmektedir. (Mészáros 1908: 228-229)

İlkbaharda ve yazın başında henüz hasat işleri başlamamışken türküler söylüyorlar. 
Güneş battıktan sonra delikanlılar ve kızlar köyde sokakta toplanıyorlar,
daire oluşturuyorlar ve geceye kadar hatta geceden sonra bile türkü
söylüyorlar.
Fakat bu gelenek sadece burada Tayapa çevresinde alışkanlık hâlinde devam etmektedir. Başka yerlerde terk edilmiştir.

Türkü artık tahılın ve yemliğin ambarda olduğu, dışarıda işlerin azaldığı kışın ise ballı Çuvaş
birasının yanında, iplikhanede tekrar ortaya çıkıyor. Bira türküleri bunların en güzelleridirler. Arkadaş ya da akrabalar toplanıyorlar, büyük kaplarda çavdardan bira pişiriyorlar. Eğer varsa içine bal da ekliyorlar. Dil çözülüyor bundan sonra, tatlı içecek yanında türkülü tatlı dil (…) Tatlı biranın mahmurluğu daha acı sesleri de davet ediyor. Sokakta türküler daha neşeli, fakat içki yanında hüzün ve çoğu defa hayat felsefesi de ifadesini buluyor. Hele hele defin/ölüm türküleri! Bunları da birayla birlikte ölüm yemeğinde söylüyorlar.
Onlarda öyle bir eskilik ve o kadar çok şiir güzelliği vardır ki… (Mészáros 1908: 229)


Tayaba ve çevresindeki komşu köyleri, Sviyaga Irmağı çevresindeki Çuvaş
meskenlerini dolaşan Mészáros, daha sonra pagan köyü olarak zikrettiği
daha güneydeki Ulhaş’a gelir. Mészáros, bu köye raporlarında ayrı bir önem
verir. Bu köy o güne kadar pagan inançlarını tamamen korumayı başarmış nadir
köylerden birisidir. Burayı, Rus misyonerlerin Hristiyanlaştırma esnasında
gözden kaçırdıkları bir adaya benzetir ve Rusların Çuvaşları Hristiyanlaştırma
metodunu da büyük bir ihtimalle sözlü kaynaklardan aldığı bilgilerle tasvir
eder ki bazı yazılı kaynaklarda da bu tür bilgiler karşımıza çıkmaktadır. Onun
bu bölgeyi tanıtırken sıraladığı aşağıdaki cümleler gerçekten dikkat çekicidir:
Bugün artık böyle pagan bölgeleri gittikçe seyrekleşiyor. Onları, Rus misyoner
derneği sanki sadece burada unutmuş gibi. Müslüman Tatarlar ve eski
dinli Ruslar arasındaki bu küçük adacıklar sırtlarını böyle pagan bölgelere
dayamışlardır. Öyle ki gelişimlerinin temel noktası da bu olmuştur. Fakat neticede
Rus Tanrısı kazanacak, çünkü o daha güçlü. Zaten Çuvaşlar Hristiyanlaşmaya
çok eski dönemlerde başlamadı. En yaşlı Çuvaş, şu anda hepsi
Hristiyan olan bölgenin pagan dönemini hatırlıyor. Bundan 50-60 yıl önce
iktidar onları fark etti. Rus memurlar ve Hristiyan papazlar köyleri gezdiler
ve evlerinin ötesindeki ormanlara kaçmayı başaramayanların hepsini zorla
Hristiyanlaştırdılar. Köyün ortasına büyük bir tekne koydular ve onları vaftiz
suyuna batırdılar; onlara Rus adları verdiler ve dini yayma işi tamamlandı,
daha sonra sıradaki köye gittiler. Elbette bu işlerin sonucu oydu ki Çuvaşların
büyük kısmı Rus adları altında bile pagan kaldılar. Çünkü yeni papazlar
halkın dilini anlamıyorlardı, Çuvaşlar ise Rusça bilmiyorlardı. Tanrının sözü
istenilen kadar etkili olmadı. (Mészáros 1908: 230)
Tatarlarla yakın bölgelerde yaşayan Çuvaşların misyonerlik ve Hristiyanlıkla
ilişkileri 19-20. yüzyılın misyoner kaynaklarına da yansımıştır. Misyonerlik
çalışmalarının başarısızlığının en büyük sebeplerinden birisi olarak
misyonerlerin yerel halkın diliyle konuşamamaları, yerel halkın da Rusça bilmemesidir.
16. yüzyıldan itibaren devam eden misyonerlik faaliyetlerinin genel
anlamdaki başarısızlığının en önemli sebeplerinden birisinin bu olduğu 19.
yüzyılda kabul edilmiştir. Bunun üzerine bu konudaki eksikliklerin giderilmesi
için çalışmalar yapılmıştır. Yerel dillerin okutulması, Rusçanın yaygınlaştı-
rılmaya çalışılması, Hristiyanlıkla ilgili temel kaynakların yerel dillere tercü-
mesi bu yüzyıldan itibaren hız kazanmıştır (Arık 2012: 269-317). Mészáros,
köy halkının eski inançlarına bağlı kalışı ile ilgili olarak da köylülerden aldığı
bilgileri raporunda verir. Bu durumun sebebi çarın verdiği özel izindir. Bu izin
ile ilgili anlatı ve bir şiiri de Mészáros raporlarında yayımlar:
Ulhaş’ta da Rus yayılması bir seferinde yaklaşık 60 yıl önce paganları
tehlikeli şekilde tehdit etti. Rus görevli onları vaftiz etmek için geldi. Nüfusun
bir bölümü komşu Tatar köylerine kaçtı, diğer bölümü ise silahla Ruslara karşı
koydu. Gelenekleri şöyle söylüyor ki bundan sonra Rus çarına elçi gönderdiler
ve onlara artık atalarının dininde yaşamaları için izin vermesini istediler.
Söylendiğine göre çar onları affetti ve Ulhaş bugüne kadar pagan köyü olarak
kaldı. (Mészáros 1908: 230)
Halkın pagan inançlarını sürdürmelerine, misyonerlik çalışmalarına tepkilerine
rağmen Mészáros’un dikkatini çeken bir konu da geleneksel inançların
gittikçe zayıflıyor olmasıdır. Hatta yaşlıların bile geleneksel kurban törenini
tam olarak hatırlamadıklarını belirtiyor. Her geçen kuşak artık ayinleri gerektiği
şekilde yerine getirememektedir. Bu durum onu üzmüştür ve bulabildiği
bütün malzemeyi kaydetmeye çalışmıştır. (Mészáros 1908: 230)
Mészáros, daha orijinal bulduğu Anatri Çuvaşlardan sonra Viryal Çuvaş-
larının bölgesine geçmeden önce Anatri sınırının en kuzeyinde Viş́
pürt köyünde
dinlenmek ve son derlemelerini yapmak için bir süre kalır. Burada kaldığı
süre içinde dönemin güvenlik ile ilgili devlet hassasiyetini de gösteren bir
durumla karşılaşır. Köylüler çalışmalarından şüphe edip onu şikâyet ederler.
Ancak götürüldüğü karakolda Dışişleri Bakanlığının izniyle geldiği öğrenildikten
sonra serbest bırakılmıştır. (Mészáros 1908: 231-232)
Anatri Çuvaşların yaşadığı bölgedeki işlerini tamamlayan Mészáros, Vir-
yal bölgesine geçer ve burayı Anatri bölgesinden tamamen farklı bir bölge
olarak görür. Viryal Çuvaşlarının yaşadığı bölgelerin coğrafi, Viryal Çuvaşlarının
ise kültürel açıdan farklı olduğunun sık sık altını çizer. Gür ormanların
burada bazı köyler arasında ilişki kurulmasını engellediğini ve bunun neticesinde
özellikle dil araştırmacılarının ilgisini çekecek kadar ağız özelliklerinin
korunduğunu belirtir. Hatta neredeyse her köyde oraya has bazı özelliklerin
bulunduğuna dikkat çeker. Buranın dil araştırmaları için ideal bir bölge olduğunu
ekler. Mészáros, bu bölgeyi anlatırken aşağıda verilen paragrafla âdeta
Çuvaşların coğrafyayla uyumlu bir şekilde ortaya çıkan mitolojik dünyasını,
Çuvaşların bu mitolojik dünyaya saygısını ve ondan korkusunu da tasvir etmektedir:
Burada her yer dağlık, tepelik; tepeleri meşe ya da kayın ormanları kaplıyor.
Bugün artık bu sık ormanlık biraz azalmış. Vaktiyle sadece balta girmemiş
orman örtüyordu çevreyi. Orman derinliklerinde orada burada gizlenmiş
Çuvaş köyü. Buralarda birbirinden uzak başka köylülerle, birbirileriyle çok
seyrek ilişki kuruyorlar. Çünkü korkunç bir orman, binlerce hayalet var içinde.
Köyden ormana uzaklaşmaya pek yanaşmamışlar. Kaldı ki Çuvaşlar son derece
korkak tabiatlı, âdeta korkaklık örneği. Fakat ormanın kendisinden daha
çok gürültüden, hışırtıdan, gıcırtıdan, rüzgârın savurduğu ağaç yaprakları ve
dallardan korkuyorlar. Elbette biz rüzgâr sebep oldu diyoruz. Fakat onların
inancına göre bu hışırtılar sadece bir hayalet, saf bir lanetli ruhun ağlaması,
iç çekmesi, fısıldamasıdır bu mistik gürültü. Allah vermeye ki insan onlara
cevap versin. Çünkü ansızın karşısına hortlak çıkabilir ve insanın ağzından
dişlerini çıkarıp yiyebilir. Hatta diğer eliyle sürekli olarak insanı gıdıklar. Bu
arşuri’dir5
. Mezarlıklarda ve ormandaydılar. Kiremet ve cinlerin ağaçları
da bu ormandaydı. Korkuyla ve mistik bir şekilde Çuvaş insanının ruhunun
ormanların dünyasını yansıtması şaşırtıcı bir durum değil. (Mészáros 1908:
232)
Mészáros, Viryal Çuvaşları arasında Vombukassi, Pısĭk Karaçora, Çantĭr,
Poşkĭrt bölgesinde ve Anatri-Viryal dil bölgelerinin birbirinden ayrıldığı yerde
malzeme derleme işini tamamlar. Kozmodemyansk bölgesinin en kuzeyinde
Çuvaş ve Mari köylerinin birbiriyle yan yana geldiği bölgelerdeki dil
özellikleri de onun dikkatini çeken bir başka konudur. Bu bölgeden Yadrin’e
(Yetirne) kadar giden Mészáros, buralarda farklılığın olmadığını da belirtir.
(Mészáros 1908: 233)
Mészáros, raporunun son kısmında derlediği malzeme üzerinde genel bir
değerlendirme yapmaktadır. Özellikle, epik eserlerle ilgili yaptığı tespitler,
5 Arşuri, Çuvaş halk inanışlarında önemli bir varlık olarak karşımıza çıkar. Arşuri kelimesi “ar” (erkek) ve “şuri” (yarım)
sözlerinin birleşmesiyle oluşmuş, şeklinde açıklanmaktadır. Çuvaşlar arasında “arşuri” olarak adlandırılan bu mitolojik
varlığın diğer Türk boyları arasında da benzerleri vardır. Başkurtların “yarımtık”, Tatarların “şüreli”, Kazakların “kuldırgış”,
Türkistanlıların “gulyabani” ve birçok Türk boyu arasında yaygın olan “al”, “albastı” ya da “al karısı”nın özellikleri
“arşuri”nin özellikleri ile paralellik göstermektedir. (Geniş bilgi için bk. Arık 2012)

Çuvaş folklor araştırmalarının en büyük sorunlarından birisi olarak karşımıza
çıkan “destan” meselesi ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. Derlediği zengin
malzemeye rağmen özellikle epik eser bulamayışının altını çizer. Türkülerin
genel olarak lirik özellikler taşıdığını belirten Mészáros epik eser derleyememiş
olmasının Çuvaşlarda epik eserin bulunmadığı anlamını taşımadığını da
söyler. Onun bu konudaki notları da özellikle destan araştırmaları için dikkat
çekicidir:
Türküler sadece lirik özelliklidir. Epik şiirlerin bugün artık Çuvaş halk
şiirinde aslında hiçbir izi yoktur. Fakat bundan bir zamanlar olmadığı anlamı
çıkmıyor. Farklı çevrelerde yaşlılardan vaktiyle Kazan’ın işgali hakkında
“Hosan Turtsa İlni Yurri (Kazan’ın İşgal Edilmesi)” adlı uzun bir şiirin olduğunu
duydum. Fakat bugün artık bunu kimse bilmiyor. Muhtemelen, Kazan
Tatar Hanlığı’nın son savaşları ve düşmesi hakkındaki en yaygın manzume
idi. Bu, Çuvaş halkının hayatında yaslı ve büyük bir olaydı. Çünkü Kazan
Hanlığı’nın onlara garanti ettiği daha bağımsız hayatları Rus işgalinin ardından
kaybettiler. Muhtemelen Tsivilsk ve Buva çevrelerinde dinlediğim efsaneler
daha eski meşhur epik manzumenin kalıntılarıydılar, sanki unutulmuş epik
şiirin parçalarıydı. (Mészáros 1908: 234)
Mészáros’un yukarıdaki alıntıda dikkat çektiği husus önemlidir. O, derleme
yaptığı ortamdaki gözlemlerine dayanarak ya da tarihî kaynaklardan elde
ettiği bilgiler doğrultusunda Çuvaşların Kazan Hanlığı döneminde daha özgür
bir hayat sürdüklerini ancak Rus işgaliyle beraber bunu kaybettiklerini zikretmektedir.
Bu açıklamalar ve onun kaydettiği metinler aslında resmî tarih
anlayışıyla bazı çelişkileri taşımaktadır. Çünkü Çuvaşların tarihî anlatmaları
içerisinde yayımlanan metinler dikkate alındığında bu tür ifadeleri içeren
metinlerle karşılaşmak çok zordur. Belki de raporu özgün kılan en önemli
yönlerden birisi budur.
Mészáros, Ş́ín Elpuş́
’tan derlediği söz konusu nesir efsaneyi de raporunda
vermiştir. Efsane şu şekildedir:
… Rus ordusu Kazan’ı işgal ettiği zaman Tatar Hanı Rus Çarı’ndan son
arzusunu yerine getirmesi için izin vermesini istedi. Bu izni aldı. Tatar Padişahı
bu mescide çıktı, kendisiyle beraber kopuzunu da getirdi ve mescidin
balkonundan türküyü çalmaya başladı. Han, acıklı, üzücü melodiye başladı,
kopuzun sözü bütün orduların ruhuna işledi. Melodiyi duyan Tatar ve Rus
askerleri aynı şekilde diz çöktüler ve ağlamaya başladılar. Han, yeni melodiye
başladı, daha neşeli melodiyle bütün askerler dans etmeye başladılar. Üçüncü
defa da yeni melodiye başladı ve melodiyi duyan herkes yine diz çökerek
ağladılar. Hıçkıra hıçkıra ağladılar. Han bundan sonra ise kopuzu mescidin
duvarına vurarak parçaladı. Kendisi o anda kuğuya döndü ve mescidin çatı-
sından güneye doğru uzaklara “sütlü göl” kıyısına uçtu. Torunları hâlâ orada
hâlâ Kazan’a, hanlığının şehrine geri dönmek ve sonra oradan Rus Çarı’nı
kovmak arzusunda yaşıyorlar. (Mészáros 1908: 234)
Mészáros, Buva bölgesinde Kiv Çakĭ’dan derlediği bir başka metni de raporunda
vermiştir. Ancak bu metin de yukarıda verilen metne benzemektedir.
Bu nedenle tekrara düşmemek için burada verilmemiştir.
Mészáros, Anatri Çuvaşların türkü yönünden Viryal Çuvaşlardan daha
zengin olduğunu, Viryal Çuvaşları arasında bu geleneğin oldukça zayıfladığı-
nı belirtir. Masallar konusunda ise Çuvaş ve Tatar masalları arasında şaşırtıcı
bir benzerliğin bulunduğuna dikkat çekmektedir.
Mészáros’un raporun sonlarına doğru yaptığı değerlendirmelerden bazı
yerli araştırmacılar da nasibini almıştır. Çuvaşların geleneksel dinî inanışlarına
özel bir önem vermiştir. Ona göre derlemelerinin en kıymetli bölümünü
eski dinle ve halk inanışlarıyla ilgili olanlar oluşturmaktadır. Mészáros, bu
konunun Zolotnitskiy ve Magnitsiy gibi Rus bilim adamları tarafından incelendiğini
ancak onların konuyu sistemsiz bir şekilde ele aldıklarını belirtir.
Özellikle Magnitskiy’in Materialı k obyasneniyu Staroy Çuvaşskoy Veri (Eski
Çuvaş Dininin Açıklanması Üzerine Malzemeler) adlı çalışmasında kiremetleri,
hastalık adlarını hatta mistik özellikli adlandırmaların hepsini tanrı yerine
koyarak Çuvaşlar arasında 87 tanrının varlığından bahsetmesini eleştirir.
Hâlbuki ona göre Çuvaşlarda katı bir tek tanrıcılık mevcuttur. Bu konudaki
fikirlerini aşağıdaki şekilde ortaya koyar:
Hâlbuki bugün de olduğu gibi pagan Çuvaşların dini tıpkı İslam’daki gibi,
çok katı bir tek tanrıcılıktır. Çuvaş “Tek Tanrı”sı sunulan kurbanı sahiplenerek
başka bir tanrıya kendi yanında tahammül edemez. Bütün dualarda ona
yalvarırlar. Genellikle Çuvaş halkının eski dini daha yakından dikkatle incelendiğinde
içinde onda Türk halklarının eski şaman dinlerinin bütün unsurlarını
görüyoruz. Fakat bunun yanında İslam’ın ona tesiri neticesi şaman
dininin tamamen tek tanrıcılığa yoğrulduğunu da fark ediyoruz. Eğer Çuvaş
eski dinini Kazan Tatar inançlarıyla karşılaştırırsak Çuvaş eski inancında
Müslüman Kazan Tatarların halk inanışlarında bulunmayan eski Arap-İslam
unsurları ve Arap dinî terimleri bulunması daha da ilginç bir durumdur. Arap
dini ve kültürü muhtemelen tıpkı kardeşleri olan İdil Kazan Tatarlarından
önce onlara tesir etmiştir. (Mészáros 1908: 237)
Mészáros, derleme esnasında karşılaştığı birçok olayı ve gözlemleri ayrıntılı
bir şekilde tasvir etmiştir. Alanda yapılacak çalışmalar için çok önemli
bilgiler verdiğini söyleyebiliriz. Raporunun sonunda derleme çalışmalarının
neticesinde elde ettiği malzemeleri de sayılarıyla birlikte sıralar. Buna göre,
Çuvaşlar arasında 507 atasözü, 224 bilmece, 787 halk türküsü, 50 masal derlemiştir.
Derlediği halk türkülerinin özellikle lirik olduğunu, birkaç kalıntı
olarak düşündüğü parçalar dışında, epik şiirin izine hemen hemen hiç rast-
lamadığını da ekler. Tatarlar arasında ise 272 atasözü, 74 bilmece, 390 türkü,
12 epik içerikli türkü, 36 masal, 5 fıkra derlemiştir. Mészáros’un raporlarında
daha önce de belirttiğimiz gibi Çuvaş folklor malzemelerinin incelenmesi
esnasında mutlaka kullanılması gereken ve Rusya’da yapılan çalışmaların
ve metin yayınlarının eksikliklerini de tamamlayan notlar bulunmaktadır.
(Mészáros1908: 227-238)
Mészáros raporunu, çalışmasını tamamlamasında kendisine destek olan
şahıs, kurum ve kuruluşlara teşekkür bölümüyle sonlandırır.
Sonuç
Görüldüğü üzere Mészáros’un derlediği malzemeler kadar derlemeleri
hakkındaki raporu da orijinal bilgiler vermektedir. Çuvaşların genel karakterleri,
komşu halklar ve farklı dinlerle ilişkileri üzerine bilgiler raporda verilmektedir.
Çuvaşlar, rapora göre genel anlamda çekingen, ekonomik açıdan
zayıf olarak tasvir edilmiştir. Mészáros, Anatri Çuvaşlarda Çuvaş kültürünün
daha iyi korunduğuna, Hristiyanlığın onlar arasında tam olarak yerleşmediğine,
geleneksel Çuvaş dinî inançlarının da güçlü bir şekilde varlığını sürdürdü-
ğüne dikkat çeker. Onun dikkat çektiği bir başka konu Tatarlarla yakın yaşayan
Çuvaşların Tatarlarla; Marilerle yakın yaşayanların ise Marilerle karşılıklı
etkileşim hâlinde olmalarıdır. Mészáros’un halk kültürünün yavaş yavaş yok
olduğuna ilişkin notları da dikkat çekicidir. Araştırmacıları bu malzemenin
kayda geçirilmesinde aceleci davranmaya çağıran Mészáros, aslında ilginç bir
yolun kapısını da bizlere açmaktadır. Bu derlemelerin üzerinden neredeyse
yüz yıllık bir süre geçmiştir. Bugün onun malzemelerini derlediği çevrede
yapılacak çalışmalar Çuvaş toplumunun sosyo-kültürel değişimlerinin tespiti
için orijinal fikirler verebilecektir.
Kaynaklar
ARIK, Durmuş (2012), Hıristiyanlaştırılan Türkler Çuvaşlar, Ankara, Berikan
Kitabevi, s. 368.
BAYRAM, Bülent (2012), “Macar Türkoloji Araştırmalarında Çuvaş Folkloru”,
Türkbilig, S 22, s. 87-120.
DİMİTRİYEVA, Yu.-V. D. DİMİTRİYEV (2000), “Ob Avtore i Ego Trudah”,
Pamyatniki Staroy Çuvaşskoy Verı-Dyula Meszaroş, Çuvaşskiy Gosudarstvennıy
İnstitut Gumanitarnıh Nauk, Çeboksarı, s. 514.
DİMİTRİYEVA, Yu.-K. AGYAGASİ (2001), “Hungaro-Tschuwaschica Anntorirovannıy
Bibliyografiçeskiy Ukazatel’İssledovaniy Vengerskih Uçenıh XIXXX.
vv.” Çeboksarı.
GÜZEL, Sinan (2014), “Adolph Erman’ın Seyahat Notlarında Çuvaşlar”, Aşmarinskiye
Çteniya IX. Mejdunarodnaya Nauçno-Praktiçeskaya Konferentsiya
Çeboksarı, 9-11 Oktyabrya 2014 g. Sbornik Statey, Çeboksarı, s. 391-402.
MÉSZÁROS, Gyula (1909), “Otçet Çlena Vengerskogo Komiteta o Poyezdke
k Çuvaşam i Privoljskim Tataram”, İzvestiya Sostoyaşçih pod Vısoçayşim
Bülent BAYRAM
Türk Dünyası 40. Sayı 35
Ego İmp. Veliçestva Pokrovitel’stvom” Rus. Kom. Dlya İzuçeniya Sred. İ
Vost. Azii v ist., Arheolo., Lingvist. İ Etnogr. Otnoşeniyah. Sankt Peterburg,
s. 60-66.
MÉSZÁROS, Gyula (2000), Pamyantniki Staroy Çuvaşskoy Very (Per. Dimitriyeva
Yudit), Çuvaşskiy Gosydarstvennıy Universitet Gumanitarnıh Nauk,
Çeboksarı.
MÉSZÁROS, Gyula (1915), “A Csök”, Ethnographia, No. 26, s. 25-129.
MÉSZÁROS, Gyula (1909), “Csuvas Népköltési Gyűjtemény. I. A Csuvas
Ősvallás Emlékei”, Magyar Tudamanyos Akadémia, s. 471
MÉSZÁROS, Gyula (1912), Csuvas Népköltési Gyűjtemény. II. Közmondások,
Találósmondások, Dalok, Mesék, Budapest, Magyar Tudamanyos Akadémia.
MÉSZÁROS, Gyula (1908), “Csuvasok és tatárok között a Volga-vidéken”, Çeboksarı,
Ethnographia, S 19, s. 227-238.
YEMEL’YANOV A. İ. (1913), “Dr. Dyula Meszaros. Pamyanniki Staroy Çuvaşskoy
Verı, Budapeşt 1909: (Retsenziya)”, Kazan, İzvestiya Obşestva arheologii,
istorii i etnografii pri İmperetarskom Kazanskom universitete, T 28, Vıp.
6, s. 566-584.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder